Sunday, January 21, 2007

kitaplar

Wednesday, November 29, 2006


Lahana Sarması

Hafta sonu annemlere gittiğimizde, masadaki çeşit çeşit yiyeceklerden hangisini tadacağını şaşırıyor insan. Anneciğim, hafta içi pişirdiği güzel yemeklerden (özellikle bizim yöresel yemeklerden) ayırıp hafta sonu gittiğim de, bu senin hakkın diye ikram ediyor. Önceden annemin anlam veremediğim birçok davranışının, aslında ne kadar özel olduğunu ve tamamen annelik güdüsüyle yapıldığını daha bu yaşlarda kavrayabiliyorum. (‘yemek ayırma’ meselesi de bunlardan biriydi)
Bu hafta sonu ise, menüde çok sevdiğim bol nar ekşili lahana sarması vardı. Bizim yörelerde (Hatay) lahana ve yaprak için dolma yerine sarma denir. Sarılarak yapılmasından olsa gerek, dolma ise bildiğimiz, kabak,biber ve patlıcan için kullanılır.


Yapılışı:

Lahananın yaprakları ayrıldıktan sonra kaynar suyun içinde tutularak yumuşaması sağlanır. Yumuşayan lahana yaprakları, sarılacak sarmanın büyüklüğüne göre parçalara ayrılır. Sarma içi malzemelerinin hepsi küçük küçük doğranır ve diğer malzemelerle karıştırılır. Lahanaların içine, hazırlanan iç malzemesinden konulur, ve sarılır.( Burada özellikle iç malzemesini pişirmediğimizi belirteyim.) Tencereye yerleştirilen sarmalar, kısık ateşte piştikten sonra, sosu hazırlanır. Sos için ise, beş diş sarımsak soyulur ve dövülür, sarımsaklar zeytinyağının içinde kavrulurken, kuru nane,domates salçası eklenir, üzerine de su ilave edilir. Sos kaynayınca, pişmiş olan sarmaların üzerine dökülür. Afiyetle yenilir.


Tarifi;
1 orta boy lahana
2 adet orta boy soğan
2 adet domates
2 su bardağı pirinç(bu miktar lahanın büyüklüğüne göre değişebilir)
½ demet maydanoz
1 yemek kaşığı kuru nane
1 yemek kaşığı domates salçası
1 tatlı kaşığı biber salçası
1 çay kaşığı karabiber
2 yemek kaşığı nar ekşisi
½ çay bardağı zeytinyağı
Tuz

Sos için;
1 tatlı kaşığı domates salçası
4 yemek kaşığı zeytinyağı
2 yemek kaşığı kuru nane
5 diş sarımsak
½ çay bardağı su


Lahana Sarması

Hafta sonu annemlere gittiğimizde, masadaki çeşit çeşit yiyeceklerden hangisini tadacağını şaşırıyor insan. Anneciğim, hafta içi pişirdiği güzel yemeklerden (özellikle bizim yöresel yemeklerden) ayırıp hafta sonu gittiğim de, bu senin hakkın diye ikram ediyor. Önceden annemin anlam veremediğim birçok davranışının, aslında ne kadar özel olduğunu ve tamamen annelik güdüsüyle yapıldığını daha bu yaşlarda kavrayabiliyorum. (‘yemek ayırma’ meselesi de bunlardan biriydi)
Bu hafta sonu ise, menüde çok sevdiğim bol nar ekşili lahana sarması vardı. Bizim yörelerde (Hatay) lahana ve yaprak için dolma yerine sarma denir. Sarılarak yapılmasından olsa gerek, dolma ise bildiğimiz, kabak,biber ve patlıcan için kullanılır.


Yapılışı:

Lahananın yaprakları ayrıldıktan sonra kaynar suyun içinde tutularak yumuşaması sağlanır. Yumuşayan lahana yaprakları, sarılacak sarmanın büyüklüğüne göre parçalara ayrılır. Sarma içi malzemelerinin hepsi küçük küçük doğranır ve diğer malzemelerle karıştırılır. Lahanaların içine, hazırlanan iç malzemesinden konulur, ve sarılır.( Burada özellikle iç malzemesini pişirmediğimizi belirteyim.) Tencereye yerleştirilen sarmalar, kısık ateşte piştikten sonra, sosu hazırlanır. Sos için ise, beş diş sarımsak soyulur ve dövülür, sarımsaklar zeytinyağının içinde kavrulurken, kuru nane,domates salçası eklenir, üzerine de su ilave edilir. Sos kaynayınca, pişmiş olan sarmaların üzerine dökülür. Afiyetle yenilir.


Tarifi;
1 orta boy lahana
2 adet orta boy soğan
2 adet domates
2 su bardağı pirinç(bu miktar lahanın büyüklüğüne göre değişebilir)
½ demet maydanoz
1 yemek kaşığı kuru nane
1 yemek kaşığı domates salçası
1 tatlı kaşığı biber salçası
1 çay kaşığı karabiber
2 yemek kaşığı nar ekşisi
½ çay bardağı zeytinyağı
Tuz

Sos için;
1 tatlı kaşığı domates salçası
4 yemek kaşığı zeytinyağı
2 yemek kaşığı kuru nane
5 diş sarımsak
½ çay bardağı su

Monday, November 20, 2006


Ebegömeci(gömeç)

Pazardan aldığım gömeçleri pişireyim dedim. Hep gömeç alırken, çocukken topladığımız gömeçleri anımsarım. Çocukken anneannemlere gittiğimizde, anneannem elimize bir poşet tutuşturup bahçede ağaçların dibinde kendiliğinden yetişen gömeçleri toplamaya gönderirdi. Çocukken gömeç benim için bahçeden topladığım sıradan bir ottu. Para verip de alınabilecek bir yiyecek gibi algılamadım hiç, ne de olsa bahçede bi sürü gömeç vardı(aynı semizotu gibi).
Üstelik pazarda satılanlar fazla olgunlaşmış, sapları iyice sertleşmiş, bizim çocukken topladıklarımız o kadar taze idi ki, sapları sanki dokunduğumuzda kendiliğinden kopardı.Her gömeç aldığımda, anneannemin bahçesinde geçirdiğimiz güzel günler canlanır gözümün önünde. Belki de hayatımın en mutlu, en gamsız günleri o bahçedeki mis gibi kokan portakal ve mandalina ağaçlarının altında, canım anneannemin ve dedemin o sıcak şefkatini hissederek geçtiğinden....

Çocukken yenilen gömeç tarifi:
(Hatay yöresi tarifi)

1 kilo gömeç
1 büyük baş soğan
1 tatlı kaşığı domates salçası
1 tatlı kaşığı biber salçası
4 yemek kaşığı zeytinyağı
3 diş sarımsak
1 yemek kaşığı nar ekşisi
2 su bardağı su (ihtiyaca göre daha fazla eklenebilir)
1 tatlı kaşığı tuz
1 çay kaşığı pul biber (isteğe göre piştikten sonra üzerine ilave edilir)

Gömeçler iyice yıkandıktan sonra doğranır, minik minik doğranmış soğanlar pembeleşince salçalar ilave edilir, ardından gömeç ilave edilipi karıştırılır. Gömeçler biraz ölsün diye tencerenin ağzı kapatılır. 5-10 dakika sonra su ve nar ekşisi ilave edlir, sarımsaklar dövülür ve gömece katılır. Bu arada 1 çorba kaşığı tuz da eklenip gömeçler yumuşayana kadar pişirilir. Yemeğin pişme süresi gömecin tazeliğine bağlı olarak değişmekte, eğer gömeçler taze ise 15-20 dakikada pişiveriyor fakat biraz geçmiş gömeçlerde saplar iyice kalınlaştığından bu süre uzuyor. Tencereyi açtığınızda mis gibi sarımsak kokusu ve nar ekşisi aroması mutfağı doldururken, bir an önce yemeğin tadına bakmak için insan sabırsızlanıyor. Biz gömeci biraz sulu yaparız, çatalla değil de kaşıkla yenecek kıvamda olur. Yanına da tereyağlı bulgur pilavı yapılırdı biz çocukken....

Wednesday, November 08, 2006


Herşey dalında güzel;

İki hafta önce bazı işlerimizi halletmek üzere İzmir’e gittik. İzmir’e gidip de çok eski dostum (20 yıllık) olan Berna’yı görmeden dönmek olmaz. Arada kilometreler olsa da, sene de bir kaç kez görüşsek de, hep aynı sıcaklık ve samimiyet. Çocukken edinilen dostlukların güzelliği de bundan olsa gerek. Aradaki ilişki hep o ilk tanışılan yaşlardaki samimiyetiyle devam ediyor. Bu sefer Berna’larda kaldık (tabii ki Berna’nın o bitmez tükenmez ısrarları ile) ve çok güzel iki gün geçirdik. Pazar günü ne yapalım diye düşünürken, Berna Çeşmealtı’na gidip bahçede olgunlaşan narları ve ayvaları toplayalım dedi. O mis gibi güneşli İzmir gününde, denizden gelen iyot kokusunu içime çekerek ağaçtan güzelim meyveleri toplamak beni de cezbetti. Çeşmealtı’nda deniz kenarında bulunan evin arka bahçesini, her meyveden birer adet bulunan ‘koleksiyon bahçesine’dönüştürmüşler. Ayrca bahçenin bir köşesi de yazın salatalık ve domates topladığımız minik bir sebze köşesi olarak ayrılmış. İnsan bahçeye girince dallarında zerafetle duran meyveleri toplamaya kıyamıyor. Ağaçların mis kokuları birbirine karışmış, havayı içime çektikçe çekesim geliyor. Ben o güzellikleri doyasıya seyre dalmışken, Berna girişiyor narları toplamaya. Ben bir taneyi evire çevire kıvırarak koparmaya çalışırken, Berna’nın poşeti yarılamış olduğunu farkettim. Ne de olsa eli alışmış, o güzellikleri incitmeden hızlıca toplamaya..

Ne güzel bir aile, anne-baba-çocuk.





Muzların böyle bir kılıf içinde yetiştiğini yeni öğrendim.






Bu kadar etkileyici renk uyumu sadece doğada mevcut olsa gerek.






Bu güzelim ayvalardan yapılan o nefis marmelatın tadına bakma şansına sahip olduk.



“Evde ne varsa çorbası”

Çorba benim yaz kış vazgeçemediğim yemek türüdür. Bana sanki çorba, servis edilecek diğer yemeklerin sözcüsü gibi gelir hep, özenli yapılmış lezzetli bir çorba mükellef bir sofranın habercisidir. Ne yapayım diye düşünürken, dolaptaki tek tük sebzelerden yaptığım “evde ne varsa çorbasını” yapayım dedim. Çok sağlıklı ve besleyici ayrıca düşük kalorili olan çorbanın tarifi:
1 adet kereviz (kerevizin yaprakları da ilave edilebilir)
1 adet büyük patates
2 adet havuç
1 adet sogan
Bir kaç dal pırasa
4 su bardağı su
1 su bardağı süt
1 tutam tuz,karabiber
Üzeri için ise:
1 tatlı kaşığı tereyağ ve 1 çay kaşığı pul biber
(isteğe göre hiç yağ da konmayabilir, özellikle diyet zamanlarında)

Yukarıdakı bütün malzemeler, soyulup irice doğranıp bir tencereye konulur, üzerine su ilave edilir. Bütün sebzeler iyice piştikten sonra, blender yardımı ile bütün sebzeler ezilir. Böylece yogun kıvamlı bir karışım elde edilir. Karışım kaynamaya devam ederken 1 su bardağı süt eklenir, hala çorba yoğunsa biraz daha su ilave edilir. Çorbamız iyice kaynadıktan sonra üzerine, tereyağında eritilmiş pul biber ilave edilir ve afiyetle yenir..

Tuesday, October 10, 2006


Nihayet...

Uzun zamandan beri planladığım blogspot sayfamı nihayet bugün başlatıyorum. Arkadaşım Yeşim’e (Yeşim’in Mutfağı) verdiği teknik destek için teşekkürü borç bilirim:)
5 ay önce işi bırakma kararını verdikten sonra enerjimin büyük bir kısmını bahçemde sebzeler yetiştirmeye ve mutfakta yeni yeni tarifler hazırlamaya verdim. Böyle bir yaşamın da insana mutluluk ve huzur verebileceğinin farkına vardım.Ne de olsa koşullamışız ya kendimizi, üniversite okuduk, mutlaka çalışmalıyız, kariyer yapmalıyız diye...Zannediyoruz ki işsiz bir hayatın içinde sıkılırız, boğuluruz nefes alamayız diye....Aksine insan koşuşturmaların ardından bir ara verince şöyle bir nefesleniyor ve etrafına baktığında bu telaşenin içinde aslında hayatta neler kaçırdığının farkına varıyor.